| |
çekinmeden akıtacak kadar gözleri döndürülerek, adeta birbirlerine
düşman edilmişlerdir.
Atatürk ilkelerini esas alarak kurulan Cumhuriyetimizin bu duruma
düşürülebileceğini, bundan 10 sene evvel tasavvur dahi etmek mümkün
değildi.
Bugüne kadar iktidara gelen çeşitli hükümetlerin, her yıl artan bir
hız ile yaygınlaşan ve dünya tarihinde sayısız örnekleri görülen
özel harbin sızma ve çökertme harekatına karşı iç güvenliği
sağlayacak kararları ve tedbirleri birinci öncelikle alacaklarını
vadetmelerine rağmen; sonuç alacak teşebbüsleri, siyasi çıkar
çatışmaları ve basit parti hesapları, kaprisler, hayaller, gerçek
dışı talepler ve Türk Devleti'nin niteliklerine ters düşen gizli ve
açık emeller arasında kaybolup gitmiştir.
Düşmanın amaç ve yöntemleri, anarşi, terör ve bölücülüğün ulaştığı
düzey; özel hukuki tedbirlere, idari düzenlemelere, sosyal
koşulların geliştirilmesine milli eğitim ve iş hayatının
düzenlenmesine ihtiyaç göstermekteyken; milletin vekaletini taşıyan
milletvekilleri ve senatörler Meclislerde aylardan beri, hiçbir
sorumluluk duymadan yalnız parti menfaat ve disiplini uğruna bu
olaylara seyirci kalabilmişlerdir. İktidarların başarı ümit ederek
aldıkları her tedbir, muhalefetler tarafından kınanarak ve hatta
memleket yararına da olsa baltalanmıştır. Milli birlik ve
beraberliğe en fazla muhtaç olduğumuz dönemlerde bile kutuplaşmalar
ve bölünmeler adeta teşvik edilmiş; yangını beraberce söndürmek
yerine, üzerine benzin dökülerek memleket bilerek veya siyasi
çıkarlar uğruna, sırf iktidara gelebilmek pahasına bir yangın yerine
çevrilmek istenmiştir.
Ağızlarından düşürmedikleri hukuk devleti kavramı, bir kısım
anayasal kuruluşlarca, devletin parçalanması pahasına da olsa yalnız
kişilerin müdafaası olarak yorumlanmış, devletin ve milletin
savunulması ise sahipsiz kalmıştır.
Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesinin birlikte getirdiği
sorumluluk, uygulamada kuvvetler çatışmasına dönüştürülmüştür.
Düşüncelerimiz, dinimiz üzerinde ve akla gelebilen her konuda dış ve
iç kaynaklı bölücü ve yıkıcı faaliyetler bütün şiddetiyle
sürdürülürken ne hazindir ki; bir kısım gerçeğe uymayan özerklik,
dar görüşlü, sahibinden başkasının inanmadığı bilimsellik ve
koşulları dikkate almayan salt hukuk savunucuları, yıkılacak
devletin enkazı altında kalacaklarının, yok olup gideceklerinin
idraki içinde olamadıkları görünümünü vermişlerdir. Bu acı
hakikatleri görüp çare arayanların veya Türk Ulusunu uyaran ve
milleti bütünleşmeye davet edenlerin ise seslerini duymak mümkün
olamamıştır. (Bir kısım kıymetli Türk basınının bu konuda zaman
zaman yaptıkları uyarıları burada şükranla belirtmek isterim.)
Siyasi partiler, bu kritik dönemde milletin özlemle beklediği
önlemleri almak yerine; iç gerilimi devamlı olarak arttırarak,
yıkıcı ve bölücü mihrakları büsbütün kışkırtarak, onlara cüret ve
cesaret verecek beyan ve eylemleri ile adeta yarışırcasına seçim
yatırımları için zemin yaratma yollarını tercih etmişlerdir.
İktidara gelen siyasi partiler, devlet teşkilatının bütün
kademelerini kendi görüşleri doğrultusundaki kişilerle doldurarak,
kamu görevlilerinin ve vatandaşlarımızın bir tarafa girerek kamplara
bölünmesini zorunlu hale getirmişler, giderek anarşi ve bölücülüğü
destekleyen kaynakların şekillenmesine ve kamu kuruluşlarında
çalışanlarla, polis ve öğretmenlerin dahi birbirine düşman kamplara
ayrılmalarına neden olan partizan tutum ve davranışlardan
vazgeçmemişlerdir. Böylece tarafsız halkımız, devletten
beklediklerini parti kapılarında aramaya mecbur bırakılarak devlet
otoritesi yok olmaya, vatandaşların hak ve hukukunu korumak ve ona
tarafsız hizmet götürmek yerine, devletin saygınlığı yavaş yavaş
erimeğe mahkum olmuş ve dolayısıyla ülkemizde tam otorite boşluğu
teşekkül etmiştir.
Bir kısım bedbahtlar Türk Milletinin bağımsızlığını, birlik ve
beraberliğini temsil eden İstiklal Marşımıza, koyu taassup veya
sapık ideolojik amaçlarla protesto maksadıyla oturarak veya İstiklal
Marşı yerine Enternasyoneli söyleyerek açıkça saygısızlık
gösterebilmişler ve buna doğrudan sorumlu kişiler tevil yoluna
sapmak suretiyle savunmalarını yapabilmişlerdir.
Uzun zamandan beri bu fevkalade üzücü olayları yakından takip eden
Türk Silahlı Kuvvetleri hatırlayacağınız gibi; milletin kendisine
verdiği yetkileri kullanamayan ve bu korkunç gidişi acz içinde
seyreden anayasal kuruluşların tümünü Cumhurbaşkanımız aracılığıyla
uyararak, alınması gereken tedbirlere de yer vermek suretiyle büyük
Türk Milletine karşı yüklendiği sorumluluğu dile getirmiştir. Aradan
geçen 8 aylık süre içerisinde yaptığımız sayısız uyarmalara rağmen
hemen hemen bu tedbirlerin hiç birine yasama ve yürütme organları
ile diğer anayasal kuruluşlardan yeterli bir cevap alınamamış ve bu
konuda müspet faaliyetleri de izlenememiştir. Bu uyarı mektubundan
sonra bir kısım yasaları etkisiz hale getirerek çıkaran
Meclislerimiz 22 Mart 1980 tarihinden beri siyasi çıkar hesapları
ile çıkmaza sürüklenen Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı içinde
bulunduğumuz buhran ile mücadelede en kıymetli unsur olan zamanı
fütursuzca harcamışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinde
Cumhurbaşkanlığı makamı ve seçimi bu kadar hafife alınmamış ve bu
kadar zaman boşa harcanmamıştır.
Asayiş ve ekonomik bunalıma çareler getirmesi ve kanunlar yapması
beklenen yasama organlarımız, memleket üzerine çöken bu kabusa karşı
kayıtsız kalmışlardır.
Anayasamız, Türk Vatandaşlarının dini inançlarından ötürü
kınanamayacağını, açıkça belirtmiş olmasına rağmen, tek bir oyun
peşinde koşan siyasi partilerimiz, yüce Atatürkün Cumhuriyeti
Döneminde unutulmuş mezhep ayrılıklarını kışkırtmakta faydalar
görerek Erzincan, Sivas, Kahramanmaraş, Tunceli ve Çorum illerinde
siyasi çıkarlar uğruna vatandaşlarımızın birbirini katletmelerine
neden olmuşlardır.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve kendini Türk
Vatandaşı kabul eden herkesin tek bir vücut halinde Türk Milleti'ni
oluşturduğu unutulmuş ve değişik mezheplere bağlı vatandaşlarımızın
tam bir kardeşlik bağı ile kaynaşmalarını engellemek isteyen
kışkırtıcılar siyasi destek görmüşlerdir.
Bir kısım anayasal kuruluşlar muhtelif etkiler altında anarşi, terör
ve bölücülük karşısında tarafsız, adil ve ortak bir yol izlemek
yerine, bizzat Anayasanın ihlali karşısında dahi sesiz kalmayı
tercih etmişlerdir.
Bütün bu şartlara rağmen; hukuk devletinin temel ilkelerini
savunmakla görevli anayasal kuruluşlarımız, devletin en üst
kademesindeki anarşizmin yarattığı tehlikenin büyüklüğünü idrak
edemediklerinden veya terör odaklarının tehdidinden çekindiklerinden,
devletin temellerine konan dinamitle her an parçalanma tehlikesi
karşısında olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışmışlardır. Devlet
çökertildiği zaman Anayasanın kanatları altına sığınan tüm hukuk
kurumları ile özerk, bilim ve müessese ve derneklerinin bu enkaz
altında yok olacağı unutulmuştur.
Son iki yıllık süre içinde terör 5.241 can almış, 14.152 kişinin
yaralanmasına veya sakat kalmasına sebep olmuştur. İstiklal Harbinde,
Sakarya Savaşındaki şehit miktarı 5.713, yaralı miktarımız
18.480dir. Bu basit mukayese dahi Türkiyede hiçbir insanlık
duygusuna değer vermeyen bir örtülü harbin uygulandığını açıkça
ortaya koymaktadır.
Sevgili Vatandaşlarım,
İşte bütün bunlar ve buna benzer sayılabilecek ve hepiniz tarafından
yakinen bilinen daha birçok sebeplerden dolayı Türk Silahlı
Kuvvetleri ülkenin ve milletin bütünlüğünü, milletin hak, hukuk ve
hürriyetini korumak, can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan
kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam
hakimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak
yeniden tesis ve idame etmek gayesiyle devlet yönetimine el koymak
zorunda kalmıştır. Bugünden itibaren yeni hükümet ve yasama organı
kuruluncaya kadar muvakkat bir zaman için yasama ve yürütme
yetkileri benim başkanlığımda, Kara, Deniz, Hava Kuvveti Komutanları
ile Jandarma Genel Komutanından oluşan Milli Güvenlik Konseyi
tarafından kullanılacaktır.
Büyük Atatürkün deyimiyle "Ulusal kültürümüzü, çağdaş uygarlık
düzeyinin üstüne çıkarmak yurdumuzu dünyanın en mamur ve en uygar
araç ve kaynaklarına sahip kılmak" hedefine yönelik hızlı bir
kalkınma döneminin en kısa zamanda gerçekleştirilmesi zaruretine
inanıyoruz. Bu inancımızın gerçekleşmesi için yüce ulusumuzun,
bağrından çıkardığı ve yurdumuzdaki kutuplaşmada hiçbir tarafı
tutmayan, sadece Atatürk ilkeleri doğrultusunda yürüyen Türk Silahlı
Kuvvetleri yönetimine güveneceğinden kuşkumuz yoktur. İçinde
bulunduğumuz buhrandan çıkmamız için ulusça arzu edildiğine
inandığımız, disiplinli ve her türlü tasarrufa ağırlık veren bir
yaşam ve dayanışma ortamına girilmesini ve milletçe gücümüzün tümünü
ortaya koyacak bir çalışma hızını bekliyor ve yüce Türk Milleti'ne
güveniyoruz.
Vatandaşlarımızı kaderde, kıvançta ve tasada ortak bir bütün halinde
milli şuur ve ülküler etrafında birleştirmenin iç barış ve huzurun
sağlanmasında vazgeçilmez faktör olduğu düşüncesiyle, Atatürk
Milliyetçiliğinden hız ve ilham almanın, politikada "Yurtta sulh,
cihanda sulh" ilkesine bağlı kalmanın, milli mücadele ruhunun,
millet egemenliğine Atatürk ilke ve devrimlerine olan bağlılığın tam
şuurunu yerleştirmek ve geliştirmekle ülkemize yönelik tehditlerin
ulusça göğüsleneceğine inanıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti, NATO dahil tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı
kalarak, başta komşularımız olmak üzere bütün ülkelerle kar-şılıklı
bağımsızlık ve saygı esasına dayalı, birbirlerinin iç işlerine
karışmamak kaydıyla eşit şartlar altında ekonomik, sosyal ve
kültürel ilişkilerini geliştirme kararındadır.
Uluslararası sorunların barışçı yollarla çözümlenmesinden yana bir
dış politika izlenmesine devam edilecektir.
Birçok tutum ve davranışlarıyla demokratik özgürlükçü parlamenter
sisteme inancını defalarca kanıtlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, en
kısa zamanda Bakanlar Kurulunu kurarak, yürütme sorumluluğunu bu
Kurula bırakacak ve hür demokratik parlamenter sistemin şimdi olduğu
gibi dejenere edilmesine ve tıkanmasına mani olucu ve Türk toplumuna
yaraşır bir Anayasa ve Seçim Kanunu ile Partiler Kanununu
hazırlamayı ve bunlara paralel düzenlemeleri yapmayı müteakip insan
hak ve hürriyetlerine saygılı, milli dayanışmayı ön plana alan,
sosyal adaleti gerçekleştirecek, ferdin ve toplumun huzur, güven ve
refahına önem veren özgürlükçü demokratik, laik ve sosyal hukuk
kurallarına dayalı bir yönetime ülke idaresini devredecektir.
Sayılan bu hazırlıklar tamamlanıncaya kadar Yurdumuzda her türlü
siyasi faaliyetler her kademede durdurulmuştur. Zorunlu olarak
faaliyetleri durdurulan siyasi partilerin yeniden hazırlanacak
Anayasadaki düzenlemelere ve yeni Seçim ve Partiler Kanununa göre
zamanı, koşulları ilan edilecek seçimlerden yeterince önce faaliyete
geçmesine müsaade edilecektir.
Parlamento üyeleri, siyasi faaliyetlerden dolayı suçlanmayacak ve
yeni yönetime karşı suç teşkil edecek tutum ve davranışlarda
bulunmadıkları sürece haklarında herhangi bir işlem yapılmayacaktır.
Ancak, kanunların suç kabul ettiği fiilleri vaktiyle işlediği
saptanan parlamenterler hakkında gerekli kovuşturma yapılacaktır.
Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Milli Selamet Partisi ve
Milliyetçi Hareket Partilerinin parti başkanları şimdilik can
güvenliklerinin sağlanması amacı ile Silahlı Kuvvetlerin koruma ve
gözetiminde belirli yerlerde ikamete tabi tutulmuşlardır. Durum
müsait olunca serbest bırakılacaklardır.
Memlekette idarenin tam bir tarafsızlık içinde vatandaşın hizmetine
koşması sağlanacaktır. Devlet hizmetinde bulunanların siyasi etkiler
dışında çalışmaları kanun hakimiyeti altına alınacaktır. Türk
Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu şu anda devletin yanında
tarafsız ve adil hizmet görecek yöneticiler, eski zamanın siyasi
davranışlarına yönelmedikçe hizmet ve görevlerine devam edeceklerdir.
Kanun ve nizam hakimiyetini sağlamada tecrübeli ve yetenekli
kişilerden oluşan mahkemelerin süratle ve doğru kararlar vermelerini
ve bunları korkusuzca uygulayabilmelerini sağlayacak yasal ve idari
tedbirler alınacaktır.
Devami
|
|